0538 941 18 31 info@narkendinol.com

11 Eylül 2017 Pazartesi

YALNIZLIK SENFONİSİ







Yalnızlık Senfonisi


Son günlerde sık sık kişilerin ağzından özellikle genç bayanlardan duyduğum bir kelime Yalnızlık. Tabii bunun yarattığı sendrom içinde, kişi kendini yalnızlığa teslim ediyor. Mutsuz hissediyor. Onun peşinden kaygılar , korkular bir anda tüm zihni kaplıyor.Yargılar bu sefer başkasına değil kendimize doğru yapılıyor. Yargılarımız olmalı bununla birlikte sınırlayıcı olmamalı.

Aslında tek istediği şey var mutlu olmak. Bunu ancak karşı cins ile bir birliktelik kurduğu zaman geçeceğini varsayıyor. Henüz kendisi ile ilişki kurmadan bir başkasının bu boşluğunu dolduracağına inanarak yanlış ilişkiler ve ayrılışlar yaşıyor. Sonra döngü devam ediyor . Yine olmadı ben yalnızım ve kimseye güvenmiyorum.

Peki nerede hata var. Mutlu olmak ,güvenmek isterken yine aynı sonuçla başladığımız yere neden ve nasıl dönüyoruz. Hikayelerimiz birbirinden farklı olmasına rağmen insanız ve mekanizmamız aynı. Hangi girdiyi zihnimize alırsak o çıktıyı veriyor mekanizmamız. Zaten güç olan ve sınıf da kaldığımız durumda bu . İsterken istediğimizin tam tersi sonuç almamız. Bana göre kişi yalnızım diyerek şikayet ediyorsa, ilk yapacağı şey önce yalnızlığı kendi içinde ki anlamını tanımlamalı ve kabul etmeli. Yalnızlık anlamı ile temas etmeli . Mindfull bilinç farkındalığını kullanmalı. Yalnızlık düşüncesinin kendi içinde yarattığı şemayı anlamalı. Neden kaçıyor bunu bir ilişkiyle doldurma arzusu ve bağımlığını tanımlamalı sonrasında o duygudan özgürleştirmeli bedenini. Kişi yalnızlığın kendi var oluşunun en gizemli anlarını oluşturduğunu fark ettiğinde, kendisi ile olmanın bolluğu ve bereketiyle ,özgürlüğünün şükrünü yaşar. Bağımlı olma halinden kurtulur. Çünkü kişi yalnız olduğunda tanır kendisini ,yalnız olduğunda içinde bulunduğu karışıklığın çıkış yolunu bulur. Yalnızken aldığı kararlar güçlü ve doğru kararlardır. Kendi içsel gücü ile bir olduğu , yaratıcı yanı ile buluştuğu anlar hep yalnız olduğu zamanlardır.

Kişi kendisi ile olan YALNIZLIK ilişkisini sevgiye çevirince, artık yalnızlığından keyif ve mutluluk alır. Herkesin kendini çoğaltan ilişkiyle tanışmasını dilerim. Bunun için harekete geçip yalnızlığımızı tanıyalım. Sevgili Yasemin Sungur harika bir proje başlattı . #harekete geç sloganı ile girmiş olduğumuz tüm tünellerden çıkabiliriz. O halde içinde bulunduğunuz durum her ne iste #harekete geçerek kendimizi yanımıza alalım. Bunun için ilk hareketiniz bedeninizde bu yalnızlığı tanımlamanız ve bunun bedeninizde yarattığı hisse odaklanarak ve ona dikkatinizi çevirerek o duyguyu bedeninize yaşatmanız olmalıdır .Sonrasında o hissi serbest bırakarak yerine sizi yalnızlık hissinden çıkaracak mekanı , ortamı, olma halini imgelemek ve zihninizden başlayarak tüm bedeninizi bu hisle doldurmak olabilir.

Kendi zenginliğinizle birlikte sevgiyle ve farkındalıkla kalmanızı dilerim.

Öznur Yılmaz Berk

Profesyonel Koç & Nlp Master
YORUM YAP

2 Temmuz 2017 Pazar

Duyguların İzini Sür









Bir süre ara verdim. Başka işler girdi araya ne yaşarsam gün içinde, farkında olmadan biriktiriyordum. Çünkü her yaşadığım bir duygu hissettiriyordu. Artık öğrenmiştim. Oyun oynamayı… Her gelen hissin nerede olduğuna bakmak, bu duygunun neden, nereden geldiğini sormak, bana ne gösterdiğini ne öğrettiğini bulmaya çalışmak benim oyunum olmuştu.

Siz hiç oynadınız mı bu oyunu?

Hadi şimdi oynayalım ne dersiniz?

Düşünün biraz bugünü nasıl geçirdiniz, neler yaşadınız, kimlerle konuştunuz, yolda, arabada kimlerle karşılaştınız, ya da bugün daha fazla ne ile uğraştınız? Mesela hep bir şeylere yetişmeye çalışmış olabilirsiniz, ya da hep birilerine bir açıklama yapmak zorunda kalmış, kendinizi anlatmaya çalışmış, ya da hiç olayla bir ilginiz olmadığı halde hep sizin dışınızda ki konular dönüp dolaşıp size gelmiş ve sizin yüzünüzden olduğu söylenerek suçlanmış olabilirsiniz. Şaşırırsınız muhtemelen ve anlam veremezsiniz.

Siz hiçbir zaman bir kişiye karşı suçlayıcı konuşmamanıza rağmen size suçlu muamelesinin yapılmasına…

Gerçekten neden böyle olur sizce? Burada bir enerji alışverişi vardır.

Bazen bize ait olmayan enerjilerle dolu oluruz. Bu bizi oldukça yorar. Sıkışıp kalmış hissederiz kendimizi, keyifsiz ve sinirli oluruz. Duyarım bazen, kaçıp gidesim var derler. Her şey çözümsüz, ağır ve zor gelir. Ruhun bir yerlere kaçıp gitmek ister. Zihnin ve bedenin buna izin vermez sonra zaman en büyük ilacın olur.

Ne yaparsan yap ne olacaksa o süreç içinde olur. Zaman durumu yönetmiştir. Ortalama üç gün sonra ne görmen gerekiyorsa, ne duyman gerekiyorsa, ne hissetmen gerekiyorsa yavaş yavaş anlamaya başlarsın teslim olur, akışta olmayı öğrenirsin.

Şimdi size önerim karşılaştığınız her durum için bir dakika durup kendinize dışarıdan bakıp düşünmeniz. Yazmayı sevenler bir kağıt kalem alsınlar o anki duygu, düşüncelerini yazsınlar. Yazdıkça daha netleşecek görülmesi gerekeni görebilecekler. Yazmayı sevmeyenler ise nerde olurlarsa olsunlar sadece bir dakika bedenlerinin dışına çıkabilmeyi başarırlarsa bunu bedeninizden süzülüp dışarıya doğru çıkmak deriz. Çıkabildiğiniz kadar yukarı çıkıp oradan bakmak tıpkı dünyayı uzaydan seyreder gibi bakın kendinize, durumunuza, yaşadığınız olaya, verdiğiniz tepkiye sorun her şey mümkün olsaydı nasıl olurdu, neye ihtiyacınız var?

Nasıl bir kaynağa ihtiyacınız var?

Yaşadığınız bu durum size neyi gösteriyor? Ne demek istiyor?

Tüm bunlara bakıp derin derin nefesler aldığınızda beta düzeyinden alfa düzeyine iner daha sakin ve olumlu düşünmeyi başarabiliriz.

Zihnimiz bize oyun oynarken yaşamla oyun oynamaktan vazgeçmek niye… Zihnimiz bize oyun oynar bunun farkında olursak bu oyuna iyi bir lider olabiliriz.

Yaşamımızın direksiyonunu başkalarına bırakmaz, kendimiz kumanda edebiliriz. Tıpkı sanal bir oyunda kendi seçtiğimiz avatarın kullanıcısı olduğumuz gibi.

Yaşamımın sanatçısı olmak istiyorum diyorsanız zihninizin oyunlarına karşılık vererek onunla oyun arkadaşı olabilirsiniz. Oyun oynarken arkadaşımıza uyum sağladığımız gibi zihnimizin bizde yarattığı duygularımızla uyumlu olmak ve dengemizi kurmak bir sanatçının ruhunun dansı gibi ahenkli ve eğlenceli olur. İşte o zaman keşif başlar ve yaşamdan zevk almaya başlarsınız. Zaman zaman kendimizle dalga geçmeyi de unutmamak gerek

Duygularınızın izini sürmeye devam edin…

Sevgilerimle,

Öznur Yılmaz Berk
Koç & Eğitmen Yazar

yaşamterzisi
www.narkendinol.com
www.oznuryilmazberk.com
YORUM YAP

7 Haziran 2017 Çarşamba

OYUN ve PSİKOLOJİK YAKLAŞIM

oyun kendin ol


OYUN ve PSİKOLOJİK YAKLAŞIM

Oyun ve çocuk ile ilgili okuduğum kaynaktan derlediğim bu yazıyı okuduktan sonra hepinizi oyuna davet ediyorum. Psikolojik tedavide oyun terapisini kullanmanın gerekliliğini tam anlayabilmek için öncelikle  oyunun psikolojisi hakkında bazı temel bilgilerin bilinmesi gerekir. Zamanımızda oyunun ‘’insanlık kadar eski ve evrensel’’ olduğu görüşü kabul edilmiştir. İlk kez yazılı kaynaklara ve arkeolojik kazıların ulaştırdığı bilgiye göre, oyunun çok önceden beri insanın hayatının bir parçası olduğu kanıtlanmıştır. Antik Yunan düşünürleri Aristo ve Plato’nun da çocuk oyunları hakkında görüşleri olduğunu görüyoruz. Plato çocukların gelişimlerini dönemlere ayırmış ve özellikle 3-6 yaş çocukları için oyunun önemine değinmiştir. Aristo  çocuğun gelişiminin dönemsel olarak ele almış ve çocuk eğitiminde oyun ve fiziksel araştırmaların öneminden bahsetmiştir. Alman psikolog (Wundt) ise 1832-1920 oyunun, canlının zevk alma arzusundan kaynaklandığını ileri sürmüş, Wundt’a göre oyun çocukların severek yaptıkları bir uğraştır ve her oyun ‘’gerçek hayatın ‘‘ taklididir.

Çocuklar yetişkinlerin günlük uğraşlarını oyun olarak oynarlarken aynı zamanda kendilerini de yetişkin hayata hazırlamaktadırlar. Psikanalitik kuramın kurusu, Freud oyunu bilinç dışı mekanizmalara bağlamıştır. Freud’a göre bilinçaltındaki eğilimler oyun yolu ile realiteye dönüşmektedirler. Freud oyunun insanın travmatik yaşantıları iyileştirdiği ve zihni ‘temizlediğini ‘ileri sürmüş,çocukların oyun oynayarak üst benliğin kabul etmediği arzularını giderdiğini gözlemlemiştir.  Freud'a göre gerçek yaşamdaki kabul edilmeyen saldırganlık, cinsellik gibi duygu ve davranışlar oyun yolu ile dışa vurulmaktadır. Freud oyunun yeni şeyler öğrenme, beceri kazanma üzerine olumlu etkilerinin olduğundan özellikle  bahsetmiştir.


Literatürü taramaya devam ettiğimizde; Erikson (1963)çocukların gelişimine paralel olarak çocuğun psikososyal gelişiminin bir yansımasıdır demiştir. Çocuklar oyun oynayarak, karşılaştıkları yeni duygu, düşünce ve olaylarla başa çıkmayı öğrenirler. Erikson’a göre oyun çocuğun benlik gelişiminde çok etkilidir. Bilişsel gelişim kuramcısı Vygostsky ( 1896-1934) göre oyun yeni şeylerin keşfidir. Oyun çocukların içsel çatışmalar ve çelişkilerinin bir sonucudur. Çocuklar oyunlarında gerçek yaşam deneyimlerinden hatırladıkları unsurları yaşanmış olaylardaki ilişkileri kullanırlar. Özellikle okul öncesi dönemde çocukların gereksinimleri için çok önemlidir. Bir diğer taraftan Piaget (1969)’a göre oyun çocuğun deneyimlerini, bilgilerini ve anlayışını birleştiriyor. Piaget oyun oynayan çocuğun, bilinen şemalarını küçük değişikliklerle tekrar uygulamasını sağlayarak mevcut becerilerini geliştirdiğini ifade etmiştir.

Özetleyecek olursam; Oyun, çocuğun hayal gücünü ve yaratıcılığını geliştirir. Oyundaki oyuncaklar çevredeki herhangi bir gerçek nesnenin taklidi halindedirler. Çocuk oyuncak üzerine ‘‘denemeler’’yaparak ‘‘gerçek’’ hayatta karşılaşacağı şeylere hazırlanır. Çocuk zihninde canlandırdığı yaşam tecrübeleri ile çevresindeki karmaşık örüntülere ve uyarıcılara uyum provası yapar. Taklit davranışlar olarak başlayan oyun, git gide ‘’gerçek’’ hayattakine benzer bir hal alır. Çocuk empati kurmayı, kurallara uymayı,başka insanlar ile etkileşim halinde olmayı,bir arada yaşamanın kurallarını da öğrenmeye başlar. Oyun yolu ile çocuk, kendi duygularının farkına varmayı, dürtülerini kontrol etmeyi arzularını bastırmayı öğrenir. Tüm bunlar çocuğun sonraki hayatında karşılaşacağı ortamlara uyum sağlamasını kolaylaştırır.Yeterince oyun oynamayan çocukların yeni bir çevreye uyum problemleri yaşadıkları ileri sürülür. Oyun yolu ile ‘’fazla enerjisini ‘’ harcaması ve daha rahat hareket etme alışkanlığı elde eder.


Biz yetişkinler oyuna ‘’oyun’’ gözüyle bakarken çocuklar için oyun gerçeğin ta kendisidir. Bir çocuk oyun oynayarak ‘’kısıtlanmış’’ çocuk dünyasının sınırlarını aşarak, çok isteyip fakat yetişkinler tarafından uygun bulunmayan arzularını doyurmak için kendilerine ‘’yeni bir dünya oluştururlar’’


Çocuk ile oyun oynamak her şeyden önce anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkiyi güçlendirmede çok olumlu etkisi vardır.Oyun oynayan çocuk sevildiğini,değer gördüğünü,önemsendiğini düşünür.Buda çocuk gelişiminde yetişkin dönemlerinde sağlıklı birey olması bakımından çok önemlidir.


Oyunun kuramcılar bakış açısı ile önemini aktardığım gibi, ister çocuk olalım ister yetişkin oyun oynamaktan hiç vazgeçmeyelim. Oynayalım ve oynatalım…


Öznur Yılmaz Berk


Koç& Eğitmen

07/06/2017


Kaynak: Sultanberk Halmatow Oyun Terapisinde Pratik Teknikler
YORUM YAP

20 Mayıs 2017 Cumartesi

MUTLU OLMAK İÇİN BİLİNÇ DENETİMİ



MUTLU OLMAK İÇİN BİLİNÇ DENETİMİ

Mutluluk hep istediğimiz, bir o kadar da hep kovaladığımız aslında ne olduğunu tam da bilmediğimiz bir anlam bana göre. 2300 yıl önce Aristole erkeklerin ve kadınların  her şeyden önce çok mutluluk istedikleri sonucuna varmış. Mutluluk kendi başına istenen bununla birlikte sağlık , güzellik , para ya da güce de sırf bunun , için değer vermemizi sağlayan bieşey. Fakat görülüyor ki geçen bu zaman dilimi içinde bugün daha uzun yaşamamıza daha sağlıklı olmamıza , daha fazla şeye sahip olmamıza rağmen hala mutluluğu arıyoruz.

Bunun sebebi insanoğlunun doyumsuz olması mı ?


Her zaman elimizdekinin bir fazlasını mı istememiz ve keyifsiz oluşumuz ve mutluluğu hep dışarıda aramamız mı ? Tam bilinmiyor.

Aslında mutluluk şans eseri bulunan , rastlanan bir şey değildir. Paranın satın alacağı bir şey hiç değildir. Gerçek olan mutluluk dış olaylarla değil onları nasıl yorumladığımızla ilgilidir. O halde hepimiz bu durumu öğrenmesi, geliştirmesi gerekir. İçsel yaşantımızı denetlemeyi öğrendiğimizde her zaman mutlu hissedebiliriz. Yaşamlarımızla ilgili algılarımız , yaşamlara biçim veren pek çok gücün sonucudur. Bu güçlerin çoğu bizim denetimimiz dışındadır. Görünüşümüz , bünyemiz ,mizacımız için yapabileceğimiz fazla bir şey yoktur. Ne zaman doğacağımızı , nasıl bir zamanda yaşama geleceğimizi ne bilebilir ne de karar verebiliriz. Bütün bunlara rağmen kendi bilinç denetimimiz elimizdedir. Kendi eylemlerimiz denetleyebildiğimiz ve kendi kaderimizin patronu olduğumuz, karar anlarımız her zaman vardır. Bu anlar bizim olmasını sağladığımız an’lardır. Bu bir sporcunun rekorunu kırmaya çalışırken yaşadığı sürece benzer. Her insan kendini geliştirmek için binlerce fırsat ve onu zorlayacak durumlarla karşılaşabilir.

Yarışı kazanan sporcunun belki kasları ağrımış , yorgunluktan başı dönmüş olabilir bununla birlikte skora ulaştığı an onun en iyi , en mutlu anı olabilir. İnsanın yaşamını kendi denetimi altına alması hiçbir zaman kolay değildir. Ve zaman zaman acı verir. Masallarda da kahraman hep sonsuza kadar mutlu olabilmesi için bir yolculuğa çıkar. Bu amaç uğruna korkunç canavarlarla, kötülüklerle çarpışır. Mutluluğa ulaşmak için bir uğraş verme algısı insanoğlunun mutluluğu her zaman uzakta aramasına sebep olmuş. Bununla birlikte içinde mutluluğu aramasına engel olmuştur. Mutlu olup olmamamız aslında iç uyumumuzla ilgilidir. Bizler her zaman mutlu olmak mutlu hissetmek isterken daima buna kendi bilincimizle engel oluyoruz. Biz aslında her anın içinde ki ödülleri bulmak için kendimizi geliştirmeliyiz. Eğer her anın akışından anlam bulmayı ve zevk almayı öğrenirsek dışarıdan gelen toplumsal denetimin yükünden özgürleşip bir şey yapma zorunluluğundan kurtulmuş oluruz.

Yaşam Denetimini bilinç denetiminin belirlediği gerçeği insanoğlunun varlığından beri söylenmiştir.

Eski Delhi ‘de kahin’nin ‘Kendini bil’ ile dediği budur. Aristotle de bunun farkındadır ve o da buna ‘ruhun erdemli etkinliği ‘ demiştir. Klasik antik çağda Stoacı filozaflar aynı konuyu vurgulamışlardır. Ben de kendin ol diyorum. Freud ‘un dediği ise zihnin üzerinde denetim kurmak için id ve süper egoyu yönetmek. İd, genlerin hizmetkarı , süperego toplumun uşağı. Bunların karşısında duran ego ise gerçek ihtiyaçlarımızı temsil ediyor. Bilinç üzerinde denetim kurma teknikleri Doğu’da oldukça gelişmiştir. Hindistan’da yogi disiplinleri, Çin’de Taocu yaşam yaklaşımı ,Budizm ve Zen öğretileri hep dış kuvvetlerden kurtulup kişinin özüne dönüp özgürleşmesini anlatır. Bilinç denetimi sadece bilişsel bir beceri değildir. En az zeka kadar ,bilinç denetimi de duyguların ve iradenin birlikte çalışması ile mümkündür. Nasıl yapılmasını bilmek yeterli değildir. Çünkü bilginin alışkanlıklarımız üzerine uygulanması acı verecek kadar ağır bir süreçtir.Bilinç olmasaydı, olup biteni yine bilirdik. Onlara karşı tepkisel ve iç güdüsel bir tepki verirdik. Bilincimiz sayesinde , duyularımızla iletişime geçip onların bize söylediklerini duyup, tartabiliyor ve  uygun bir biçimde tepki verebiliyoruz. Ayrıca bilinç sayesinde daha önce var olmayan bilgiler ile hayal kurabiliyor ,yazılar yazabiliyor,bilimsel kuramlar yapabiliyoruz.

Aslında hepimiz ‘dışardaki’ gerçeklikle her ne olursa olsun ,yılarca bilincin içindekileri değiştirerek kendimizi mutlu ya da mutsuz edebiliriz. Eğer bir şeyi arzular ya da bir şeyi başarmak istersek ve bunun farkına varırsak bilincimizde niyetleri yaratmış oluruz. Eğer mutlu olmaya niyet edebilirsek her şey daha farklı olabilir. Niyetler aynı zamanda biyolojik gereksinmeler veya içselleştirilmiş toplumsal hedeflerin şekillendirdiği bilgi parçalarıdır. Aynı zamanda dikkatimizi başka nesnelerden uzaklaştırıp belli nesnelere çeken bir manyetik alan görevi görürler. Kişi niyetinde neden istediğini değil sadece istediğini ifade eder. Bu tıpkı toplumumuzda tüketim algısının yaratılması üzerine satın alarak mutluluğu yaratacağımız saplantısı gibidir. Bilinç denetimimizle bunun farkına varabiliriz.

Önce mutlu olmaya niyet etmekle bilinç denetimi ile başlayabiliriz.



Sevgilerimle

Öznur Yılmaz Berk

Profesyonel Koç & Eğitmen





Kaynak: Mutlu olma Bilimi

Prof.Dr. Mihaly Csikszentmihalyi




YORUM YAP

3 Nisan 2017 Pazartesi

Kendini Yenmek




KENDİNİ YENMEK



Bundan birkaç sene sonra bugüne baktığımızda içinden geçtiğimiz dönemi daha iyi anlayacağız.

İnsanlık tarihi boyunca neler gelmiş neler geçmiş. Her dönemde bir öğretisi, bir öğreteni ve öğrencisi olmuş insanoğlunun. Aslında öğretmende öğrencide kendisi olurken, nedense içine bakmayı değil dışarıdan gelecek yardıma odaklanmış. Karşımıza ne çıkarsa çıksın zıtlıkların karşısında ki anlayışımızla ve uyumumuzla çözeriz ve ilerleyebiliriz. Bunun adına kendini yenmek diyorum ben.

Kendime yenilecek miyim? yoksa kendimi yenecek miyim. ? İşte bütün mesele burada.

Kendini yenmek ciddi bir iş.


Kendini yenmek için kendini tanımalısın .

Her türlü zayıflığını , her türlü güçlü yanınla temas etmelisin. Duyularından onların sende oluşturduğu duyumlardan ve düşüncelerini nasıl etkilediğinin ,onları davranışlarınla nasıl yönlendirdiğinin farkına varmalısın. Bunun için biraz kazımalısın derinin altını , arada kanamalı yara açılmalı , acımalı sonra yavaş yavaş izin vermelisin iyileşmesine, zaman tanımalısın belki biraz beklemeli , hiçbir şey yapmamayı öğrenmelisin. Tepkisel olmaya o kadar alışmışız ki sadece tepki vermeden gelip geçmesine izin vermek zor geliyor. Karşıdan gelen yumruklar senin canını acıtıyor. Hele bu yumruklar kendin olunca daha da acıyor canın. Neden bu kadar dövüyoruz ki kendimizi. Neden bu kadar nefret ediyor ve sevmiyoruz kendimiz olmayı. Biz diğerlerinden yabancılaşmıyor , kendimizden yabancılaşıyoruz. Gelen duygumuzdan onun getirdiği dürtüden korkuyoruz . O andan itibaren onu ya yok sayarak duyarsızlaştırıyor ve kendimizi kocaman ve yalan bir mutluluğun içine atıyoruz. Ya da onun bizi devirmesine ve yok etmesine izin verircesine hareketsiz kalıp dayak yiyoruz.

Yapacağımız tek şey her geleni bir deneyim olarak kabul etmek. Oluşuna izin vermek. Çünkü o oluş bazen sana bazen diğerlerine senin üzerinden hizmet ediyor. Ona hizmet ederken senin içinden geçmesi senin o parçanı iyileştirmesinden sen kendini iyileştirip onarırken diğerine de fayda oluyorsun. Böylelikle bir ağ gibiyiz. Birbirimize bağlıyız. Kendi bağlarımız ne kadar sağlam , sağlıklı ve güçlüyse diğerlerini taşımamız da o kadar kolay olur. O halde ne olursa olsun her durum ve koşulda gözlemci olarak olana sadece izin verelim. Olanı olduğu gibi algılayıp anlayalım. Kendi içimizde ki programlarımız hemen devreye girecektir. Baktık ki programımızla olan uyumunda bir kopukluk var ve arıza çıkaracak o halde uyumlu olarak olmasını istediğimiz sonuca ulaştıralım kendimizi. Çünkü o anda bile olan geride ve geçmişteki zaman diliminde kalmış .Biz ise bu anda o anı nasıl yaratırsak onuda o ölçüde değiştirebilecek güçteyiz. O halde biriktirme hiçbir şeyi.

Kendini yenmek için şimdi de ol ve kendini şaşırt .

Kendini yönet ki geleceğini ve hayatını yönetesin.

Sen kendini yendiğinde, seneler öncesine gidip baktığında artık sevgiden başka bir şey göremezsin.


Sevgilerimle

Öznur Yılmaz Berk



Dünyanın En Büyük Mucizesi

Og Mandino’nun Dünyanın En Büyük Mucizesi adlı kitabından,

Tanrı’nın muhtırası,
Gönderilen: Sen, Gönderen: Tanrı
“Beni dinle. Sana bu dünyayı ve hakimiyetini verdim. Sonra tam potansiyeline ulaşman için, bir kez daha sana elimi verdim, evrendeki hiçbir yaratığa bahşedilmeyen güçler verdim.
Sana düşünme gücü verdim.
Sana sevme gücü verdim.
Sana seçme gücü verdim.
Sana gülme gücü verdim.
Sana hayal etme gücü verdim.
Sana yaratma gücü verdim.
Sana plan yapma gücü verdim.
Sana konuşma gücü verdim.
Sana dua etme gücü verdim.
Seninle sınırsız bir gurur duyuyorum.
Sen benim son eserimsin, benim en büyük mucizemsin.
Tam bir yaşayan varlık. Her iklime, her güçlüğe, her zorlamaya uyum sağlayabilen. Benden yardım beklemeden kendi kaderiyle başa çıkabilen. Kendisi ve insanlık için en iyiyi, içgüdüleriyle değil düşünceyle gösterebilen. Böylece, başarı ve mutluluğun dördüncü kuralına geldik; hiçbir meleğime vermediğim bir güç bu.
Sana seçme gücü verdim.” Og Mandino



YORUM YAP

12 Mart 2017 Pazar

SINAV




Merhaba,

Bugün günlerden sınav diye uyandı Türkiye. Ygs sınavı var bugün. Türkiye ‘de  öğrenciler heyecanlı ,aileler heyecanlı bugün. Ne güzel. Heyecan güzel eğer doğru yönetilebiliyorsak. O da bir duyum . Bir duygu durumu diğerleri gibi…
Yıllardan beri bu ülkede hep sınava giriyor insanlar. Okul ve eğitim sistemi çoktan seçmeli .Sistem gereği  başarı ve gelecek  onun başarı veya başarısızlıkla ölçülmesine dayalı maalesef.

Bu ülkede yaşıyorsak bunun dışında kalabilmemiz pek mümkün değil elbette. Sisteme uyum sağlamalı çünkü bizi hedeflerimize ve hayallerimize taşıyan bir köprü o sadece. Bu yüzden kendimizi kaygıya ,korkuya ve endişeye sürüklemeye hiç gerek yok. Hepimiz gibi bende geçtim  gençlik yıllarımda o süreçlerden,  neden korktuğumu ve heyecanlandığımı sorgulamadan dışarıdan gelen algıyı hiç filtre etmeden almış olmamdan dolayı  sınavın ilk dakikalarında gelen tuvalet ihtiyacımla kendi potansiyelimin önüne kaygı ve korkumun geçmesine izin vermiştim bile. İşte şimdi bunun için bu çağrım.Heyecanlanmak çok normal hatta faydalı fakat kıvamında olmalı. Bunun için zihninizin gücünü kullanmanızı öneriyorum. Çünkü duygu durumunu dışarıdan aldığımız uyaranlarla yaratırız .
Siz kendi iç sesinizle beraber olun. Önce kendinizi yanınıza alın. Kendi bilgilerinizi  ve kendi farkındalığınızı. Çalışabildiğiniz kadar karşınıza çıkan soruların cevaplarının o cevap anahtarında olduğu bilgisine odaklanın. Bunun için berrak bir zihne ve yaratıcılığa ihtiyacınız var. Kaygı ve korku zihninizde ki bilgileri bloke eder . Onların önüne geçer ve sizi kilitler. Çözüm için zihniniz yapamıyorum değil nasıl yapabilirim sorusuna yanıt verir. Unutmayın içinizde bir bilge var. Onunla çalışmaya kendinizi açarsanız onun yardımını alırsınız. Ancak o yardıma siz kendinizin farkında olduğunda ve kontrol sizde olduğunda gelir. Aslında biliyor musunuz ?
 Tüm yaşam boyu bu böyledir. Çünkü asıl sınav yaşamda ki sizin onunla kurduğunuz uyumdadır. Varoluşunuza izin verdiğiniz ve kendiniz ol’ma yolunda ilerledikçe size hep bir sınav verir.Zihninizle ve kalbinizle uyumlu olmanız ve kendi otantik durumunuzu ortaya çıkarmak için. İşte bugün eğitimde yapılan bu sınav keyifli yaşam yolculuğunuzda ki duraklardan bir tanesi … Şimdi alın kendinizi yanınıza korkusuzca, cesaretle yürüyün. Kendiniz olun, kendinize güvenin yeter.

Sevgilerimle
Öznur Yılmaz Berk
yaşamterzisi

www.narkendinol.com


Koç & Eğitmen Yazar
YORUM YAP

12 Şubat 2017 Pazar

KENDİNİ SEVME GÜNÜ

KENDİNE VERDİĞİN EN DEĞERLİ ŞEY SEVGİ
grafik Esila Kocaoğlu




Sevgililer günü, her 365 günün ikinci ayının yarısında karşımıza kutlamazsan eksik kalırsın havasında bangır bangır çıkar. Sosyal medya ve dışarıdaki uyarıcılar çeşitli sözler ve hediyelerle metalaştırır bu günü. Duygudan uzaklaşır, sanki sadece görev yerine getirir gibi yapmaya, kutlamaya zorunlu olma hali içine gireriz. Aslında kendini sevme günü olsa bu günün adı, ne kadar güzel olurdu diye düşünürüm kendi kendime. Çünkü mesleğim gereği bir çok yaşam hikayeleri dinliyor bir çok kişi ile konuşuyorum  ve görüyorum ki, en başta en çok ihtiyacımız olan kendimize olan sevginin azlığı. Sevgi isterken hep dışarıya odaklanıyor ve dışarıda arıyoruz. Bu konuda boşluğa düştüğümüzde çok önemli bir şeyi gözden kaçırıyoruz.
 Çünkü kendini sevmeyen birey sevgiyi verme ve alma konusunda eksik kalır. Kendimizi sevmekten alıkoyan her ne ise bırakalım onu ya da bağışlayalım ne dersiniz. Evet kızabiliriz kendimize, yaptıklarımıza  ya da yapamadıklarımıza… Yaptıklarımıza olan kızgınlığımızı deneyimler olarak yanımıza alalım . Yapamadıklarımıza üzülmek yerine bizi onları yapmayı ne alıkoyuyorsa onu yapmak için neye ihtiyacımız var ise artık ona doğru adım atalım. 

Bu yaklaşım bizi kendimizi sevmekten alıkoyan ne ise onu aşmamıza yardımcı olacaktır. Kendinizi sevmek için o kadar çok sebep gösterecek ki size inanamayacaksınız. Sadece bu dünyaya geldiğiniz için kendinizi sevmeniz yeterli sebeptir. 

Sevgi koşul değil kabul ister.

o halde her halimizle ....rağmen sevelim.

Bir buket çiçeği veya bir gül dalını önce kendinize verin. Kucaklayın varlığınızı , kendinizi onurlandırın , sevin, nazik davranın kendinize siz eşsiz ve mucizesiniz sevgiyi hak ediyorsunuz. 

iÇİNİZE ÇEKİN KENDİNİZİ KOCAMAN BİR NEFES İLE ...

Şimdi ben de kutluyorum ''kendini sevme'' gününüzü …   
Sevgilerimle,

Öznur Yılmaz Berk



YORUM YAP

4 Ekim 2015 Pazar

Nesnel Gerçekliğin içinde ki Farkındalık


Gerçek nedir ?
Farkındalık sürecimiz nasıl oluşur ?

Koçluğun bu gerçek aşamasında, soruların büyük çoğunlukla
ne ,ne zaman ,nerede ,kim ve ne kadar soru sözcükleri ile başlaması gerekir. 


Gerçeği incelemenin en önemli kriteri, nesnelliktir. Nesnellik , alıcının fikirlerinin , beklentilerinin , önyargılarının,endişelerinin,umutlarının ve korkularının neden olduğu büyük çarpıtmalara maruz kalır.Farkındalık, konuları gerçekte olduğu gibi algılamaktır; öz- farkındalık kişinin kendi gerçeklik algısını çarpıtan iç faktörlerin farkına varmasıdır.Birçok insan nesnel olduğunu düşünür ama mutlak nesnellik yoktur.
Bu yüzden keskin, eleştirel  değil tarif edici olmalıyız.Gerçek ile ilgili sorular, kişi kendisine uyguladığında, en basit haliyle kendi kendini değerlendirir. Koçluk güçlü sorularla ilerleyen bir süreçtir. Koç sadece soru sorar ve normal bir seviyede bir bilinçli farkındalık yaratırsa ,koçluk alan kişinin düşüncelerini yapılandırmasına yardım edebilir. Daha derin farkındalık seviyesine inmesi için  koçluk alan kişi bilincinin derinliklerine sanki bir evrak dolabında bir dosya arar gibi araştırır.Bir kere bulunduğunda , bu yeni farkındalık bilinçli bir hal alır ve koçluk alan kişi onunla güçlenir.
Şimdi bedensel farkındalığımızı fark etmek için bir alıştırma yapalım.

Çünkü bedensel farkındalık , otomatik olarak kendini düzeltmeyi beraberinde getirir. Bir an gözlerinizi kapayın.Derin derin nefes alarak ,içinizden dikkatinizi yüz kaslarınıza odaklayın. Muhtemelen  çizgili bir alın ve sıkı bir çene fark edeceksiniz.Bu farkındalıkla hemen salıvericek ve  gevşeyeceksiniz. Aynı prensibi karmaşık düşüncelerimiz içinde geçerlidir.Dikkatimizi içsel olarak düşüncemizin bizde yarattığı duygu durumuna odaklarsak, gerilimi hisseder ve otomatik olarak serbest bırakırız.Bu performansımızı iyileştirir.İçsel farkındalık bedensel verimi artırır ve iyileşmeyi sağlar.Bu dışarıdan içeriye doğru değil içerden dışarıya doğru iyileşme sağlar.
Bu bağlamda duygularımız nasıl bir yön alır. Duyular öz –farkındalığın bir yönüdür. An’daki  duygu ve hislerinizin farkındalığıdır.

  Öz farkındalığımız, hem o anda’ki  hemde normalde daha az bilinçli haldeyken düşüncelerimiz ve tutumlarımızla bağlantı kurması gerekir.
Her birimiz ,kimi zamanda cocukluğumuzdan itibaren , kalıcı inançlar ve algılarımız ile başkalarıyla ilişkilerimizi yönlendiren fikirler ve inançlar taşırız. Eğer onların varlıklarını kabul etmez  ve etkilerini telafi etmezsek  gerçek duygumuzu çarpıtırlar .
Bu sebeple beden ve aklın birbirine bağlı olması gerekir.

Çoğu düşünce beraberinde bir duygu taşır; bütün duyguların bedene bir yansıması vardır; bedensel hisler genellikle düşünceleri tetikler. Dolayısı ile blokjlara ,engel ve endişeli düşüncelere akıl , beden ve duygularla yaklaşabilir ve bunlardan birinin temizlenmesi diğerini çözme eğilimi gösterir.

 Örneğin günümüzde bir çoğumuzun mükemmeliyetçi olarak tanımladığı kendi durumunu , bedensel gerilimler tespit edilerek,aşırı çalışmayı ateşleyen duyguların farkına varılarak, mükemmeliyetçilik gibi zihinsel tutumlar ortaya çıkarılarak sürekli stres azaltılabilinir.

Öznur Yılmaz Berk
Yaşam Koçu & Eğitmen

#koçluk, #farkındalık, #gerçeklik, #yasamterzisi

Yaralanılan kaynak ; performans için koçluk John Whitmore 
YORUM YAP

19 Şubat 2015 Perşembe

İnsan Davranışları



insan davranışları

Psikolojide değişik yaklaşım biçimleri vardır. http://www.dogancuceloglu.net/kitaplar-3İnsan davranışları birbirinden farklı yaklaşımlarla açıklana bilinir. Son günlerde ki olaylar gerçekten insan ve davranışı üzerinde düşünülmesi gereken önemli vakaları barındırıyor.
Örneğin , sadece bir bardak suya uzanma davranışı nörobiyolojik yaklaşım bakışında insanın içinde barındırdığı fizyolojik süreci incelerken, davranışsal yaklaşım; aynı davranışı beden içinde ki sinirsel uyarıya değinmeden , uyarıcı ve tepki kavramları ile açıklar.Bilişsel yaklaşım ise su bardağına uzanma davranışını, kişinin amaçları ve beklentileri yönünden inceler ve bilişsel süreçlere önem verir.
Bir su bardağına uzanma gibi düşünmeden yaptığımız davranışın bile altında yatan bir çok davranış nedeni yatarken son günlerde ülkemizde yaşanılan ve insan davranışı ile ilintili yaşanılan sonuçlar karşısında hepimizin kendimizi tanımamıza ihtiyacımız olduğunu önemle vurguluyor. 


İlk öğretim ve aile eğitim konularında yapılması gereken çok önemli adımlar var.
#Özgecan#Nuh Köklü
YORUM YAP